Püf noktası deyiminin hikayesi şöyledir: Bir kasabada testi ve çanak-çömlek imal edilen bir yerde, uzun yıllar bu meslekte çalışan bir çırak, kalfa olup kendi başına bir dükkan açmak ister. Ustanın nasihatlerinden sıkılan kalfa, dayanamayıp bir dükkan açar. Nihayet ustasına gidip durumu anlatır. Usta, tezgaha bir miktar çamur koyar ve “Haydi, der, geç bakalım tezgahın başına da bir testi çıkar. Eski çırak, ayağıyla merdaneyi döndürüp çamura şekil vermeye başladığında usta, önünde dönen çanağa arada sırada “püf!” diye üfleyerek, zamanla testiyi çatlatacak olan bazı küçük hava kabarcıklarını patlatıp giderir. Her sanatın incelik gereken nazik kısmına da o günden sonra “püf noktası” denilmeye başlanır. Ayrıca, "Püf Noktası" deyiminin hikayesinin farklı bir versiyonu da şu şekildedir: Bir çömlekçi ustası ve bu ustanın bir çırağı varmış. Aradan uzunca bir zaman geçmiş, çırağın canına tak etmiş ve ustasıyla helalleşip yanından ayrılmış ve kendi atölyesini kurmuş. En sonunda kös kös ustasının yanına geri dönmüş. Ustasına sormuş, "usta usta, nedir bunun püf noktası?" [4